NAPOLYON VE GÜNEY ÇİN DENİZİ:ÇİN NAPOLYON OLABİLİR Mİ?
Güney Çin Denizi, 21. yüzyıl uluslararası siyasetinde büyük güç rekabetinin en yoğun yaşandığı alanlardan biri hâline gelmiştir. Dünya deniz ticaretinin yaklaşık üçte birinin bu bölgeden geçmesi, zengin enerji kaynakları ve Asya-Pasifik güvenlik mimarisindeki merkezi konumu, Güney Çin Denizi’ni yalnızca bölgesel değil küresel bir mesele hâline getirmektedir. Bölgede Çin, Tayvan, Filipinler, Vietnam, Malezya ve Brunei arasında Spratly, Paracel ve Pratas adaları ile Scaarborough kayalıkları üzerinde karışık egemenlik iddiaları bulunmaktadır. Bu bağlamda Amerika Birleşik Devletleri ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki rekabet, yalnızca egemenlik ihtilafları üzerinden değil, küresel düzenin geleceği üzerinden de okunmaktadır.Son yıllarda literatürde bu rekabeti anlamlandırmak için tarihsel analojilere başvurulduğu görülmektedir. Tukidides Tuzağı bu çerçevede öne çıkarken, Matthew Flynn’in Napolyon Savaşları üzerinden geliştirdiği analiz, Güney Çin Denizi’ndeki deniz hâkimiyeti mücadelesine farklı bir perspektif sunmaktadır. Bu çalışma, ABD-Çin rekabetini Güney Çin Denizi özelinde ele alarak, Flynn’in Napolyon analojisini ve Tukidides Tuzağı yaklaşımını güncel gelişmeler ışığında değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Güney Çin Denizi, klasik jeopolitik teorilerin ötesinde, günümüzde gri bölge rekabetinin yoğunlaştığı bir alan olarak öne çıkmaktadır. Çin Sahil Güvenliği’nin yarı askerî faaliyetleri, yapay adalar ve sivil-askerî iç içe geçmiş uygulamalar, bölgedeki çatışma riskini düşük yoğunluklu fakat sürekli hâle getirmektedir (Fravel, 2023).ABD açısından ise Güney Çin Denizi, uluslararası hukukun ve denizlerin serbestliği ilkesinin test edildiği bir alan olarak görülmektedir. Washington yönetimi, Çin’in tek taraflı egemenlik iddialarının yalnızca bölge ülkelerini değil, küresel deniz düzenini tehdit ettiğini savunmaktadır (U.S. Department of State, 2024). Bu durum, bölgeyi yalnızca Çin-ABD rekabetinin değil, mevcut uluslararası düzenin sürekliliğinin de bir göstergesi hâline getirmektedir. Çin’in Güney Çin Denizi stratejisi, tarihsel haklar söylemi ile fiilî kontrol politikalarının birleşimi üzerine kuruludur. Pekin yönetimi, Spratly ve Paracel adaları çevresinde yapay adalar inşa ederek askeri altyapısını güçlendirmiş, böylece deniz ve hava sahasında caydırıcılık kapasitesini artırmıştır. Bu strateji, savunmacı bir yaklaşım olarak sunulsa da birçok analizde Çin’in bölgesel hegemonyaarayışının bir yansıması olarak değerlendirilmektedir. Çin’in yaklaşımı, Tayvan Boğazı ve Doğu Çin Denizi ile birlikte ele alındığında, Güney Çin Denizi’nin Çin açısından daha geniş bir güvenlik kuşağının parçası olduğu anlaşılmaktadır.
ABD, Güney Çin Denizi’nde doğrudan egemenlik iddiasında bulunmamakla birlikte, Seyir Özgürlüğü Operasyonları (FONOPs) ve bölgesel ittifaklar yoluyla Çin’in genişlemesini dengelemeyi amaçlamaktadır. Filipinler ve Japonya gibi müttefiklerle yürütülen ortak tatbikatlar, ABD’nin bölgedeki güvenlik taahhüdünü somutlaştırmaktadır (CFR, 2023).
Ancak bu yaklaşım, Çin tarafından çevreleme stratejisi olarak algılanmakta ve karşılıklı tehdit algısını derinleştirmektedir. Bu durum, klasik güvenlik ikileminin Güney Çin Denizi bağlamında daha görünür hâle gelmesine yol açmaktadır.
Napolyon Analojisi ve Güney Çin Denizi
Matthew Flynn (2021), Napolyon Savaşları üzerinden yaptığı analizde, deniz hâkimiyeti mücadelesinin günümüz Güney Çin Denizi rekabeti için önemli dersler sunduğunu ileri sürmektedir. Flynn’e göre Napolyon’un Avrupa’daki kara gücü üstünlüğüne rağmen denizlerde İngiltere karşısında başarısız olması, deniz gücü ve ittifakların büyük güç rekabetindeki belirleyici rolünü göstermektedir.
Bu analoji, Çin’in artan kara ve bölgesel gücüne rağmen deniz hâkimiyeti konusunda ABD ve müttefikleriyle karşı karşıya gelmesini anlamak açısından açıklayıcıdır. Flynn’in vurguladığı temel nokta, büyük güçlerin deniz alanlarında mutlak hâkimiyet kurmaya çalışmasının uzun vadede maliyetli ve riskli olduğudur. Güney Çin Denizi bağlamında bu durum, Çin’in fiilî kontrol stratejilerinin ABD ve müttefikleriyle daha sert bir karşılaşma riskini beraberinde getirdiğini göstermektedir.
Napolyon Savaşları (1799-1815)
Napolyon Fransası, dönemin en güçlü kara ordusuna sahipken, denizlerde Britanya karşısında yapısal bir dezavantaj içindeydi.
Britanya, Fransa ile doğrudan kara savaşına girmek yerine iki temel stratejiye odaklandı:
1)Deniz üstünlüğünü korumak
2)Avrupa kıtasında güç dengesini muhafaza edecek ittifaklar kurmak
Amiral Horatio Nelson’un Nil (1798) ve Trafalgar (1805) zaferleri, Britanya’nın küresel deniz hâkimiyetini garanti altına aldı. Napolyon’un Austerlitz (1805) başta olmak üzere kara zaferleri, Avrupa’daki güç dengesini Fransa lehine ciddi biçimde sarstı.
“karada Fransız üstünlüğü, denizde İngiliz üstünlüğü” şeklinde bir stratejik çıkmaz; Britanya, bu çıkmazı aşmak için Avusturya, Prusya, Rusya ve İspanya gibi güçlerle geniş koalisyonlar oluşturdu. Kıta Sistemi, Avrupa devletleri üzerinde ekonomik baskı yarattı ve Fransa’ya karşı tepkileri artırdı.ABD ise tıpkı Britanya gibi, doğrudan bölgesel egemenlik kurmak yerine; Deniz yollarının serbestliğini savunmakta, Japonya, Güney Kore, Filipinler, Avustralya ve Tayvan gibi aktörlerle geniş bir ittifak sistemi oluşturmaktadır. Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki zorlayıcı politikaları, bölge ülkelerini Çin’den uzaklaştırıp ABD’ye daha fazla yaklaştırma riski taşımaktadır. Bu nedenle Güney Çin Denizi, bugün Napolyon dönemindeki Avrupa gibi,güç dengesi ve ittifaklar üzerinden şekillenen bir büyük güç rekabeti alanıdır.
Günümüzde ABD, Pasifik’te İngiltere’nin Napolyon’a karşı sahip olduğu ittifak avantajlarına benzer bir konuma sahiptir. Japonya, Güney Kore, Tayvan ve Singapur gibi geleneksel müttefikler, bölgesel liderlik için Washington’u referans almaktadır. Vietnam gibi geçmişte ABD ile çatışma yaşamış aktörlerin dahi ABD ile yakınlaşması, Çin karşısında genişleyen bir denge koalisyonuna işaret etmektedir. ABD–Filipinler ilişkileri dönemsel olarak zayıflamış olsa da, askerî ve stratejik bağlar devam etmektedir. ABD ile Avustralya arasındaki köklü ittifak ve ABD, Hindistan, Japonya ve Avustralya’dan oluşan Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD), Çin’in bölgesel etkisini sınırlamayı amaçlayan önemli yapılardır. Bu ittifak ağı, Çin’in ekonomik ve askerî kapasitesine rağmen, ABD’nin bölgesel dengeleme gücünün halen daha güçlü olduğunu göstermektedir.
Tukidides Tuzağı ve Güncel Rekabet Dinamikleri
Tukidides Tuzağı, yükselen bir gücün mevcut hegemonu tehdit etmesi sonucunda çatışma riskinin artmasını ifade eder (Allison, 2017). Çin’in hızlı yükselişi ve ABD’nin mevcut küresel düzeni koruma isteği, bu çerçevede sıkça analiz edilmektedir.
Güney Çin Denizi, Tukidides Tuzağı’nın somutlaştığı alanlardan biridir. Taraflar arasında doğrudan savaş ihtimali düşük görünse de askerî yakınlaşmalar, yanlış hesaplamalar ve gri bölge faaliyetleri çatışma riskini artırmaktadır (Fravel, 2023). Bu durum, rekabetin klasik büyük savaşlardan ziyade uzun süreli ve kontrollü gerilim şeklinde ilerlediğini göstermektedir.
Çin Napolyon Olabilir mi?
Tarihsel olarak, iç siyasal ve ekonomik baskılar altındaki rejimler, dış politikada daha saldırgan davranma eğilimi göstermektedir. Devrim Fransası’nda yaşanan iç istikrarsızlık, Napolyon döneminde yayılmacı bir dış politika ile telafi edilmeye çalışılmıştır.
Günümüzde Çin; ekonomik büyümenin yavaşlaması, demografik sorunlar ve rejim güvenliği kaygıları ile karşı karşıyadır. Bu iç baskılar, Çin yönetimini milliyetçi söylemler ve dış politika sertliği üzerinden meşruiyet üretmeye yöneltebilir. Güney Çin Denizi, bu bağlamda Çin için düşük maliyetli ama yüksek sembolik değere sahip bir güç gösterisi alan sunmaktadır.
Napolyon Savaşları, büyük güç rekabetinin kaçınılmaz olarak savaşa yol açmadığını gösterir. Napolyon’u zayıflatan şey askerî yenilgiden çok, yalnızlaşması ve izole edilmesiydi. İzolasyon, Fransa’yı daha saldırgan ve uzlaşmaz bir çizgiye itti.Günümüzde asıl risk, güçlü bir Çin değil; izole edilmiş bir Çin’dir. Güney Çin Denizi’nde kalıcı istikrar, çevreleme değil güç dengesiyle sağlanabilir. ABD–Çin rekabetinde temel hedef, savaşı kazanmak değil, savaşı önlemek olmalıdır.
Sonuç
Güney Çin Denizi, ABD-Çin rekabetinin hem sembolik hem de stratejik merkezlerinden biridir. Çin’in yükselen güç olarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirme çabası ile ABD’nin mevcut deniz düzenini koruma isteği, Tukidides Tuzağı çerçevesinde değerlendirilebilecek yapısal bir gerilim yaratmaktadır. Matthew Flynn’in Napolyon analojisi ise bu rekabetin deniz gücü, ittifaklar ve maliyetli genişleme açısından taşıdığı riskleri tarihsel bir perspektifle ortaya koymaktadır.
Güncel gelişmeler, bu rekabetin doğrudan bir savaştan ziyade gri bölge stratejileri ve kontrollü gerilim üzerinden sürdüğünü göstermektedir. Bu nedenle Güney Çin Denizi, 21. yüzyılda büyük güç rekabetinin nasıl evrildiğini anlamak açısından kritik bir örnek oluşturmaktadır.
Kaynakça
Allison, G. (2017). Destined for war: Can America and China escape Thucydides’s trap? Houghton Mifflin Harcourt.
Council on Foreign Relations. (2023). China’s maritime disputes in the South China Sea. https://www.cfr.org
European Union Institute for Security Studies. (2022). The South China Sea: Strategic competition and conflict management. https://www.iss.europa.eu
Flynn, M. J. (2021, April 12). What Napoleon can teach us about the South China Sea. War on the Rocks. https://warontherocks.com/2021/04/what-napoleon-can-teach-us-about-the-south-china-sea/
Fravel, M. T. (2023). Power shifts and escalation risks in the South China Sea. International Security, 47(4), 7–45. https://doi.org/10.1162/isec_a_00472
U.S. Department of Defense. (2024). Annual report to Congress: Military and security developments involving the People’s Republic of China. https://www.defense.gov
U.S. Department of State. (2024). Limits in the seas: People’s Republic of China maritime claims in the South China Sea. https://www.state.gov
PERİHAN NAMLI
BÖLGESEL ANALİZ TOPLULUĞU
SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER
MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ

Yorumlar
Yorum Gönder