İRAN'IN GÖZÜNDEN ZENGEZUR KORİDORU : BÖLGESEL DENGELER VE GELECEK SENARYOLARI


 







İran’ın Bölgesel Konumu ve Azerbaycan ile İlişkileri

 

İran, Ortadoğu siyasetinde tarihin her döneminde önemli bir aktör olarak belirmiş ve izlediği dış politika sadece Ortadoğu bölgesinde değil, Kafkasya, Orta Asya ve Avrasya jeopolitiği üzerinde de önemli etkiler doğurmuştur. Bu bölgesel etkinin birçok nedeni bulunmakla birlikte en önde gelenlerinden biri; İran’ın bölgesel dış politikasını diğer ülke/bölgelerde yaşayan Fars kökenli topluluklar ve “Şii” inancına sahip gruplar ekseninde kimlik ve mezhep temelli bir anlayış üzerine inşa etmesi olmuştur. Bugün İran, Afganistan’dan başlayarak “Bereketli Hilâli” de içerisine alacak şekilde Yemen, Irak, Suriye, Lübnan ve Filistin gibi ülkeler üzerinde oluşturduğu nüfuzunu mezhep ve kimlik unsurlarını önceleyen bir dış politika stratejisine borçludur. Tahran rejiminin siyasal etki alanı günümüzde askeri unsur ve yöntemlerle desteklenen yayılmacı bir tarza bürünerek etrafındaki coğrafyada birçoğu devlet-dışı aktörlerden oluşan geniş bir milis kuvveti oluşturmuştur. İran dış politikasının realist öğelerle beraber konstrüktivist argümanlar taşıdığından da bahsedilebilir. Tahran mezhep ve kimlik gibi “konstrüktivist/inşacı” öğeleri sık kullanmakla birlikte Rusya, Çin gibi küresel aktörlerle olan yakın iş birliği ve BRICS, ŞİÖ gibi uluslararası örgütlerle kurduğu ilişkiler kapsamında “çok-kutupluluk” söylemlerinin önem kazandığı, dönüşen uluslararası sistemin dinamiklerini yakından takip etmekte bu nedenle aynı zamanda “realist” bir dış politika çerçevesinden dünyaya bakmaktadır. Ortadoğu güvenlik siyasetinde “İsrail-karşıtı” bir rol üstlenen ve “Direniş ekseni” çerçevesinde revizyonist ve mezhepsel bir politika izleyen İran, Kafkasya bölgesindeki güç ve güvenlik dengesini de doğrudan etkileyen bölgesel bir güç ve aktör konumundadır. Batılı aktörler (ABD+AB) tarafından geliştirmekte olduğu “nükleer enerji” kapsamında siyasal, ekonomik ve diplomatik araçlarla cezalandırılıp uluslararası toplumdan izole edilmeye çalışılan İran bu yalnızlığını yukarıda bahsettiğimiz alternatif küresel aktör ve kurumlarla kurduğu ilişkiler kapsamında aşmaya çalışmıştır. Güney Kafkasya özelinde İran’ın Azerbaycan ile kurduğu ilişkiler ise geçmişten günümüze bölgesel siyaset ve Ankara’nın dış politikası açısından önem taşımaktadır.

 

İran-Azerbaycan ilişkileri öteden beri iş birliğinden ziyade karşılıklı güvenlik endişeleri zemininde ilerlemiş, SSCB’nin yıkılmasının ardından 1991’de bağımsızlığını kazanan Azerbaycan’ın Ebulfeyz Elçibey önderliğinde Kuzey Azerbaycan ile İran toprakları içerisindeki Güney Azerbaycan’ı birleştireceğine yönelik ihtimaller İran’ı kaygılandırmıştır. İran bu kaygıları çerçevesinde Karabağ sorununda, resmi olarak ifade edilmese de Ermenistan’dan yana tavır koymuş, Azerbaycan’ın güçlenmesine engel olmaya ve onu yanlızlaştırmaya çalışan İran daha sonra “Karabağ” konusunda arabulucu olma isteğini taraflara iletmiştir. 1993 yılında Ermeni güçlerinin İran-Azerbaycan sınırına ulaştığı sırada İran, bu defa Ermenistan’ın daha fazla güçlenmesine ve Nahçıvan’ı da işgal etmesine engel olabilmek için Türkiye ile iş birliğine gitmiştir. Dağlık Karabağ sorununun bölgesel boyutu yanında uluslararası boyut kazanması İran ve Türkiye’nin arabuluculuk girişimlerini hızlandırırken BM, AGİK gibi uluslararası platformlarda da sorunun çözümü için çeşitli kararlar alınmıştır. Ancak özellikle bölgedeki işgalin sona erdirilerek sürdürülebilir barışın inşa edilmesi noktasında kurulan AGİT-Minsk Grubu mekanizması Dağlık Karabağ sorununda somut bir sonuca ulaşamamıştır.

 

ZENGEZUR KORİDORU VE ÖNEMİ;


Rusya, Azerbaycan, Ermenistan görüşmeleri neticesinde açılması planlanan Zengezur koridoru meselesi Türkiye’nin de önemle üzerinde durduğu bir konudur. Coğrafya açısından önemli sonuçları olacağı düşünülen bu koridor, bölge devletlerini ve uluslararası diğer devletleri de ilgilendiren bir konu haline gelmiştir. “Zengezur” isminin Özbekistan’dan göç eden zengi kabilelerinden geldiği bilinmektedir. Zengi kabilelerinin en eski yerleşim yerleri Güney Azerbaycan’da yer alan zencan bölgesidir. Tarihte daha çok Türk devletlerinin kontrolünde olan bölge 1930’lu yıllarda Gorus ve Lâçin illeri olarak ikiye bölünmüştür. Gorus Ermenistan SSCB, Lâçin ili ise Azerbaycan SSCB sınırlarına katılmıştır (Urud, 2005:13-18). Bu bölünme Zengezur bölgesinin batı kısımlarının Ermenistan ile birleşmesine neden olurken Türkiye’nin hem Azerbaycan hem de Nahçıvan ile kara bağlantısını kesmiştir. Türkiye ile Nahçıvan arasındaki 17,706 kilometrelik sınırın, 23 Ocak 1932’de Türkiye ve İran arasında yapılan sınır anlaşması gereği Van civarındaki Kotur kazası ve çevresinin İran’a bırakılması ve Iğdır ilinin doğusunda yer alan Aralık ilçesi Dilucu bölgesinin de Türkiye’ye bırakılmasıyla tekrar açılmıştır. (Üste ve Aydın, 2022:261-269).


Zengezur bölgesi zengin bakır, tuz madenleri, taş ocakları, geniş ormanlık alanları, sulak toprakları ve zengin tarım ve hayvancılık arazilerine sahiptir. Ayrıca Büyük İpek Yolu üzerindeki konumu nedeniyle ticaret ve zanaatkârlığın geliştiği ve refah seviyesinin yüksek olduğu bir bölgedir. Hem stratejik konumu hem de topraklarının verimliliği neticesinde tarih boyunca pek çok mücadeleye sahne olmuştur. Bu mücadeleler bölgede Hıristiyanlık, Zerdüştlük ve İslamiyet’in yayılmasına ortam oluşturmuştur. Zengezur bölgesi yakın tarihte daha çok Büyük Selçuklu, Karakoyunlu, Atabeyler ve Safevi gibi Türk devletlerinin hâkimiyetinde kaldığı için bölgede Türk ve İslam kimliği daha baskındır. Kafkaslarda ve Orta Asya hammadde rezervlerine sahip olmak ve sıcak denizlere inmek isteyen Rusya Çarlığı ve SSCB’nin etno- federalist siyaseti neticesinde Zengezur ’un dini ve etnik yapısında önemli değişiklikler oluşmaya başlamıştır. Bölgede Ermeni nüfusunu arttırmak isteyen Rus Çarlığı Osmanlı ve İran’da yaşayan binlerce Ermeni’yi göç ettirerek bölgeye yerleştirmiştir. Bu göçler ile gelenlere yeni gelenler adı altında kayıtlara alan Rus Çarlık yönetimi tarafından Nahcivan, Erivan ve Karabağ hanlıklarının arazilerinde Ermeni nüfusunu artırarak çoğunluk oluşturmaya çalışılmıştır (Hasanlı, 2020). Rus Çarlığı’nın Güney Kafkasya’da tamamen hâkimiyet sağlama amacı, İran ve Türkiye gibi bölge devletlerini kontrol etme isteği, bölgeyi günümüzde de devam eden çatışmalara açık hale getirmiştir (Yüce & Azizova, 2024).fayda sağlayacaktır; Çünkü Ermenistan Azerbaycan’dan geçen ve başlayan tüm ulaşım projelerine dâhil edilmemiştir (Hasanoğlu ve Memmedov, 2020: 527). Zengezur Koridorunun, Rusya’nın desteği ile Ermeni güçleri tarafından uzun yıllar işgal altında tutulması hem Azerbaycan ana karası ile bağlantısının kesilmesine yol açmış hem de doğu- batı eksenli ulaşım ağını pasif duruma getirmiştir. Karabağ zaferi bu bağlantının yeniden kurulmasına yönelik projelerin başlatılmasına neden olmuştur. Bu koridorun açılmasının Güney Kafkaslardaki uzun yıllar boyunca yaşanan ticari ve insani hareketliliği yeniden başlatacağı ve bölgedeki güç dengelerini değiştireceği düşünülmektedir (Üste ve Sanılı Aydın, 2022: 272). Zengezur koridorun önemi sadece Türkiye ve Azerbaycan’ı birbirine direkt olarak bağlamasıyla sınırlı kalmayacak, aynen Bakü-Tiflis- Kars demiryolu hattı gibi “demir ipek yolu” işlevi görerek bölgesel iş birliği ve kalkınmaya katkı sağlayacak, küresel ölçekli projelerin bağlantı noktası olacaktır. Doğu-batı ve Avrupa ve Asya’yı birleştirecek olan bu koridor, Türkiye’nin transit konumunun daha da güçlenmesini sağlayacaktır (Süleymanov vd., 2018:3-4). Zengezur koridoru bölgesel açıdan politik, ekonomik ve stratejik öneme sahiptir. Koridor bu özelliklerinden dolayı bölgede bulunan ülkeler için büyük önem arz etmektedir. Bu ülkeler; Azerbaycan, Türkiye, Ermenistan, Rusya ve İran’dır. Koridor, sayılan ülkelerle beraber bölgesel ve küresel çaptaki çeşitli ülkeleri ilgilendirmektedir. Azerbaycan ve Nahçıvan açısından bu koridor planı yıllardır birbirinden ayrılan bölgenin birbirine bağlanmasını sağlayacaktır. Böylelikle Azerbaycan, Özerk Cumhuriyeti olan Nahcivan’a İran toprakları üzerinden değil de Zengezur koridoru sayesinde kendi toprakları üzerinden karayolu ulaşımını sağlayabilecektir. Ayrıca Azerbaycan-Nahçıvan arası koridor ile hem kara hem de demir yoluyla sağlanacağından dolayı zamandan tasarruf sağlanacak, maliyetler düşecek ve birçok sorun çözülmüş olacaktır. 


Zengezur Koridoru ile birlikte ulaşımda yıllık tasarrufun sağlanacağı ön görülmüştür (Yüce, 2023).Zengezur Koridoru ile Azerbaycan-Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında ülke altyapısının da birleştirilmesi sağlanacaktır. Azerbaycan, Nahçıvan’ın doğal gaz ihtiyacını karşılamak için İran topraklarını kullanmaktadır. Ancak İran bu ihtiyacın karşılanması için taşınan gazdan %15 kesinti yapmaktadır. Zengezur koridoru ile Azerbaycan Nahçıvan’a doğal gaz da verebileceği için bu kesinti maliyetinden de kurtulmuş olacaktır. Bunun yanı sıra telefon, internet, elektrik gibi hayatı doğrudan etkileyecek altyapı bağlantılarının Zengezur Koridoru ile Nahçıvan’a ulaştırılacağı anlaşılmaktadır. Bütün ekonomik hatların koridor ile sağlanması durumunda Azerbaycan-Nahçıvan arası maliyetlerin düşeceği ve büyük ölçüde tasarrufun sağlanacağı düşünülmektedir (İsayeva, 2023).Rus Çarlığı tarafından Ermenilerin Kafkasya’ya göç ettirilmesi sonucu Türkiye ve Azerbaycan arası kara bağlantısı kopmuştur. SSCB’nin dağılması ile Azerbaycan ve Türkiye sıkı ilişkiler içinde olmak istemiştir ancak kara bağlantısının olmamasından dolayı sürekli iki kardeş ülke sorun yaşamıştır. Örnek verecek olursak Azerbaycan’ın tarihi savaşlarında Türkiye kardeş ülkesi olan Azerbaycan’a silah sevkiyatlarını İran ve Gürcistan üzerinden sınırlı ve uzun süren yolculuklar sonucu ulaştırmış ancak bu durum savaşların kaderini değiştirmiştir (Askeri & Paşa, 2023).Azerbaycan var olan enerji kaynaklarını küresel çapta pazara ulaştırmak için güzergâh aradığında da bu sorunla karşılaşmıştır. Zamanında maliyeti dolayısıyla istenmeyen Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı projesi Aliyev yönetiminin ısrarı ile Gürcistan üzerinden Türkiye’ye ulaşması planlanmıştır. Ermenistan’la savaş söz konusu olduğu için petrol ve doğal gaz boru hatları, Bakü-Tiflis-Kars demir yolu hattı maliyeti fazla ve uzun hat olmasına rağmen Gürcistan üzerinden gerçekleşmiştir. Zengezur Koridoru bu açıdan da Azerbaycan’ın elini kuvvetlendirecektir. Gerekli görüldüğü zaman döşenecek boru hatlarıyla daha kısa yoldan Türkiye’ye enerji fazlasını ulaştırabilecektir. Avrupa’nın enerji kaynaklarına ihtiyaç duyduğu günümüzde Azerbaycan’ın enerji kaynakları büyük önem arz etmektedir. Bu durum göz önüne alındığında Zengezur Koridoru daha önemli hale gelmektedir. Ayrıca Azerbaycan-Türkiye arası Zengezur Koridoru geçişli demir yolu projesi de düşünülmektedir. Bu Azerbaycan’ı demir yolu ulaşımında merkez ülke haline getirecektir (İzzetgil, 2022). Zengezur koridorunun açılması Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin üretim kapasitelerini, ihracatını, ulaşım altyapısının geliştirebilecek, ayrıca Akdeniz bölgesinin turizm kapasitesinin gelişimine ve turizmin çeşitlenmesine önemli katkılar sağlayacaktır.İran, 2. Karabağ Savaşı'ndan sonra Güney Kafkasya’da değişen dengeleri orta ve uzun vadede jeopolitik ve jeoekonomik çıkarlarının yanı sıra ulusal güvenliğine de tehdit olarak değerlendiriyor. Buna bağlı olarak da şu ana kadar siyasi, diplomatik ve askeri birtakım refleksler geliştirdi.İran savaşın sonucunda Karabağ’ın Azerbaycan’a geri dönüşünü resmi politika olarak olumlu karşıladı. Ancak bu savaşın sonucunda Azerbaycan ve Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nin karasal bağlantısını sağlayacak Zengezur Koridoru'na şiddetle karşı çıkıyor. Zira Tahran bu koridorun hayata geçirilmesi durumunda ikili ilişkiler bağlamında Azerbaycan ve Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'yle karasal bağlantısı üzerinden sahip olduğu imtiyazı kaybedeceğinin farkında.

 

İran'ın jeopolitik öneminin azalması


İran, Zengezur Koridoru'nun hayata geçirilmesiyle sadece mezkur avantajı kaybetmeyecek aynı zamanda bölgesel düzeyde jeopolitik önemi de azalacaktır. Kuzey ve kuzeybatısında bulunan Türk cumhuriyetleriyle Türkiye arasında oluşacak doğrudan karasal bağlantı; Türkiye’nin Asya ve Orta Asya ile bağlantısını da sağlayacağından İran’ın Türk dünyası nezdindeki jeopolitik önemini de oldukça zayıflatacaktır.Ayrıca küresel düzeyde Çin’den Batı'ya uzanacak Doğu-Batı koridorunun da Zengezur Koridoru üzerinden hayata geçirilmesi durumunda İran sadece bölgesel değil küresel düzeyde de sahip olduğu jeostratejik avantajları büyük ölçüde yitirme olasılığıyla karşı karşıyadır. Bu durum, Tahran’ın 1990'lardan beri İran’ı merkeze alarak oluşturmaya çalıştığı ancak hiçbir zaman gerçekleştiremediği Doğu-Batı koridorunun da tamamen boşa çıkması anlamına geliyor. İran 1990'lardan itibaren Pakistan ve Hindistan üzerinden Çin’e doğal gaz boru hattı oluşturmaya çalıştı. Proje uzun süre gündemde de kaldı. Ancak, Pakistan ve Hindistan arasındaki olumsuz rekabet ve çatışmanın yanı sıra Çin ile Hindistan arasındaki rekabet sonucu gün geçtikçe gerçekleşme olasılığını kaybetti. Aynı projenin Batı ayağı olarak Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşma çabası da Türkiye ile uzlaşma sağlayamamasından dolayı başarısız kaldı.Ayrıca, Türkmenistan ve Kazakistan enerji kaynaklarının Hazar Denizi altından Azerbaycan’a ve oradan Türkiye ve Avrupa pazarlarına ulaştırılmasını amaçlayan projeler gündeme geliyor. Bu projeler, İran’ı Türkmenistan gazının Azerbaycan ve Türkiye’ye ulaştırma rotasının da dışında bıraktı. Tüm bu sebepler göz önünde bulundurulduğunda Zengezur Koridoru'nun açılmasıyla Tahran'ın Türk dünyası üzerindeki etkisi önemli oranda azalacağından İran bölgede sadece ekonomik değil siyasi birtakım avantajlarını da kaybedebilir.

 

İran'daki Türk nüfusu


İran önemli oranda Türk nüfusa sahiptir. Tahran, Türk dünyasının entegrasyon çabalarına katkı sağlayacak mezkur jeopolitik koridorların gelecekte İran Türklerinin de bu entegrasyonun bir parçası olma yöndeki arzu ve taleplerini pekiştireceğini düşünüyor. Bu sebeple Tahran, orta ve uzun vadede toprak bütünlüğü ve milli birlik ve beraberliği konusunda da endişeleniyor. Bu bağlamda, Zengezur Koridoru'nun Türk dünyasının entegrasyonuna sağlayacağı katkıyı salt ekonomik değerlendirmeyen İranlı yetkililer bilinçaltlarındaki endişelerini istem dışı da olsa dışa vurdu. Eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif katıldığı bir programda eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan’a “Biz olmazsak iki haftada iktidarınızı kaybedersiniz.” ifadesinden yola çıkarak İran için “Biz olmazsak iki haftada Türkçe konuşursunuz.” benzetmesinde bulunmuştu. Azerbaycan Türkleri, Türkmen Türkleri ve Kaşkayi Türkleri İran’ın kuzeyi, kuzeybatısı ve güneyine dağılmış durumda. Ülkedeki en büyük ikinci etnik unsur olan Türkler nüfus bakımından birçok Türk devletinin sahip olduğu Türk nüfustan daha fazla nüfusa sahip. Bu durum, daha 100 yıl öncesine kadar Türk devletleri ve hanedanları tarafından yönetilen ve Türk dünyasının önemli bir parçası olan İran’ın endişelerini canlı tutuyor. Zira, İran Türkleri hem 2. Dünya Savaşı sırasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) desteğiyle bağımsız bir devlet olma arzusunu hem İslam Devrimi sonrasında özerklik taleplerini ortaya koymuştur. Dolayısıyla İran Türklerinin Türk dünyasının bir parçası olma arzusu sadece bir talepten ibaret değil ve koşullar elverdiğinde gerçekleşme imkanı bulunuyor. İran, barındırdığı Türk nüfusunun yanı sıra aynı zamanda Türk dünyasının son bin yıllık tarihinin ve kültür ve medeniyetinin de ayrılmaz bir parçası. Dolayısıyla Ankara İran’ı ve İran Türklerini oluşturduğu denklemin dışında tutmak yerine onu da bu sürece entegre etmek amacıyla kazan-kazan esasına dayalı 3+3 formülünü ortaya koyarak Tahran’ın da yeni kazanımlardan pay elde etmesinin önünü açmıştır. Tahran’ın şu ana kadar geliştirdiği refleksler her ne kadar Türkiye ve Azerbaycan’ın inisiyatifindeki bir denklemin parçası olmaktan ziyade bu denklemi reddeden bir anlayışa dayanıyorsa da süreci tamamen akamete uğratma imkan ve kapasitesinden de yoksundur.

 

Zira İran’ın en üst perdeden dile getirdiği "Bölgede mevcut siyasi sınırların değişmesine izin vermeyeceğiz" söylemi şu ana kadar Rusya’nın tutumuna bağlı olarak askıda kaldı. Rusya ve Ermenistan’ın onayı ile hayata geçirilecek bir koridora İran’ın fiili olarak müdahale şansı bulunmuyor. İran’ın “Müdahalede bulunuruz” dediği husus ise Azerbaycan’ın Zengezur Koridoru'nun geçeceği Kapan şehrini askeri bir operasyonla kontrol altına alma ihtimaline karşılık dile getirilmiş bir husustur. Tahran 2. Karabağ Savaş süreci ve sonrasında Moskova’nın tutumuna müzahir bir tutum sergilememeye gayret etmiş ancak Rusya’nın yaşanan gelişmeler karşısında sergilediği tutumdan da pek hoşnut olmamıştır. Halen Tahran’da Rusya’nın son ana kadar bu süreci akamete uğratacağına inanan kesimlerin sayısı az değildir. Bu yüzden Tahran son ana kadar Moskova’nın atacağı adımları beklemeye devam edecektir.

 

Rusya’nın Ukrayna savaşı dolayısıyla Türkiye ile geliştirdiği ilişkilerin boyutunun farkında olan İran, her ne kadar Moskova’yı destekleyen tutumlar sergilese dahi Moskova’nın Güney Kafkasya’da dengeleri İran lehine değiştirmesini sağlayacak bir müdahale boyutuna geçmemiştir. İran’ın iç kamuoyunu konsolide etmek amacıyla geliştirdiği Turan-NATO koridoru söylemi çerçevesinde Zengezur Koridoru'nun Rusya ve Çin’i de hedef aldığı yönündeki iddialarının aksine koridor, Çin’in Kuşak ve Yol Projesi'ne de önemli katkılar sağlayacağından Pekin’in de çıkarları ile uyuşuyor. İran’ın Türk dünyasının Zengezur Koridoru ile elde edeceği avantajı gelecekte Çin’i baskı altına almak amacıyla kullanılacak bir koz olarak Pekin’e lanse etme çabaları şimdilik sonuçsuz kaldı. Öte yandan Kuzey-Güney koridorunu işlevsiz hale getirerek Rusya’nın da rolünü azaltacağı yönündeki çabaları ise Moskova’da karşılık bulmadı. Dolayısıyla İran’ın Zengezur Koridoru önüne çıkarmaya çalıştığı bölgesel ve küresel engeller pek Tahran’ın arzu ettiği cihette ilerlemedi ve bu konuda şimdilik yalnız kaldığından sürece olası müdahale imkan ve kapasitesini oldukça sınırlandırmış durumda Sonuç itibarıyla Zengezur Koridoru salt 36 kilometrelik bir karasal bağlantı veya enerji kaynaklarının transiti için bir güzergahtan ibaret olmayıp bölgesel ve küresel dengeleri etkileme kapasitesine sahip bir proje olmakla beraber İran’ın iç dengelerini de etkileyebilecek potansiyele sahiptir. Bu durum, Tahran’ın derin endişelere sevk ederken Ankara’nın kazan-kazan formülü ile ortaya koyduğu 3+3 formatı İran’ın önündeki en avantajlı seçenek olarak duruyor olsa da Tahran kazanmak yerine kaybetmemek mantığı üzerine hareket ettiğinden farklı çıkış arayışlarını bir süre daha devam ettireceği öngörülmektedir.


Kaynakça;


Source: İran Araştırmaları Merkezi https://share.google/CNCxC8y0gdzr4yZPT

Source: BBC https://share.google/zcln3gfRy5qkxnOgg

Source: Anadolu Ajansı https://share.google/4dYBrMsTiSHkrA67v

Source: DergiPark https://share.google/yM4Si4LB5n2cVCXEH

Source: Uluslararası Diplomatik İlişkiler, Akademik Araştırmalar ve Eğitim Derneği - https://share.google/R4RyBPSklLEjQrQRa

Source: Avrasya İncelemeleri Merkezi https://share.google/CKl3NGlYcm77eRLP7

Source: Istanbul University Press https://share.google/VXassZIeFg2GkB6Kg



EDANUR AYDIN

BÖLGESEL ANALİZ TOPLULUĞU

SİYASET BİLİMİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER

MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ 

Yorumlar

Popüler Yayınlar