TÜRKİYE’NİN SINIR ÖTESİ HAREKATLARININ İNCELENMESİ VE ULUSLARARASI ALANDAKİ YANSIMALARI

 



    Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bulunduğu jeopolitik ve jeostratejik lokasyonu sebebiyle her daim olabilecek askeri harekata hazır olmak zorundadır. Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan bu yana askeri gücü ile diplomasiyi entegre ederek bölgede kazanımlar elde etmeye ve kendi kararını uygulatabilme gücüne sahip olmak için çabalamaktadır. Terörle mücadelede gösterilen kararlılık ve istikrar, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgede bir askeri güç unsuru olduğunu kanıtlamaktadır. Son yıllarda gelişme kaydeden savunma sanayindeki yerli ve milli teknolojilerimiz Türkiye’nin güçlü ve etkin askeri kapasiteye sahip olmasının önünü açmıştır.

Terör örgütü PKK, Türkiye’de yaşayan Kürt kökenli vatandaşların sözde temsilciğini üstlenmeye çalışarak silahlı ve kanlı terör eylemleri gerçekleştirmeye başlamıştır. Marksist/Leninist bir çerçevede ilerlemiştir. Irak ve Suriye’nin parçalanması ile buralar siyasi istikrarsızlıkların sonucunda terör yuvası haline gelmiştir. Türkiye güneydoğu sınırında DAEŞ,YPG,PKK gibi terör örgütlerinin yapılanması ve tehdidi bulunmaktaydı. PKK, en aktif döneminin başladığı Temmuz 2015'te isyanı güneydoğu Anadolu bölgesine yaymak için faaliyete geçti.   Bu süreçte PYD ise Fırat'ın doğusunda yayılıyordu. Bu sebeple devletimiz terör koridorunun oluşumunu engellemek adına sınır ötesi harekatları başlatmıştır. Bu harekatları BM Sözleşmesi 51.maddesinde düzenlenen meşru müdafaa hakkı çerçevesinde gerçekleştirmiştir. Harekatların amacı rejimin yayılmasını önlemek ve bölgedeki birliklerimizin güvenliğini sağlamak, rejim saldırılarıyla sınırlarımıza yönelecek göçü önlemek, bölge halkının güvenliği ile güvenli, gönüllü ve saygın biçimde geri dönüşlerini sağlamak amaçlanmıştır. TSK kurmay zekası önderliğinde, Lozan'ın yıl dönümünde PYD'nin genişlemesini engellemek için Suriye'ye girmiştir. Türkiye, 2011’de ortaya çıkan Suriye İç Savaşı’nda muhalif güçleri destekleyerek savaşa dolaylı yoldan müdahil olmuştur. Bu durum, Türkiye'nin Suriye sınırının belli bir bölümünün IŞİD tarafından sınırlanmasına kadar devam etmiştir. Aynı zamanda Türkiye PKK terör örgütünün Suriye’deki uzantısı olan PYD terör örgütünü tehtid olarak kabul etmiştir. PYD de bu dönemde  IŞİD ile savaştığı için dünyanın gözünde özgürlük savaşçısı konumuna yükselmiştir. ABD  ve Avrupa kendi politik çıkarları doğrultusunda PYD terör örgütüne lojistik ve teknik destek sağlamış ,eğitimler vermiştir. Fırat Kalkanı, onların Afrin'e uzanmasını engellemiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri, DAEŞ'in kontrolündeki Azez-Cerablus hattını temizleyerek PYD bölgesini ikiye bölmüştür. Fırat Kalkanı Harekâtının öncesinde Türkiye, PYD’nin Suriye’nin doğusuna gerilemesi konusunda ABD’den teminat almıştır. Ama teminat yerine getirilmemiştir ve Türkiye’nin sınır güvenliği için bulunduğu taleplerinin dikkate alınmaması sonucunda harekât ivedilik ile icra edilmiştir. Türkiye, Fırat Kalkanı Harekatı’nı 24 Ağustos 2016 tarihinde başlatmıştır, harekat ilk olarak Cerablus üzerinde gerçekleşmiştir  ve ivedilik ile Cerablus, DAEŞ’ten kurtarılmıştır. TSK, Özgür Suriye Ordusu ile birlikte harekat odağını Çobanbey/Dabık tarafına yöneltmiştir. Cerablus’tan sonra Çobanbey ve Dabık da Fırat Kalkanı Harekâtı güçlerinin eline geçmiştir. Harekat yönü sonrasında El Bab bölgesine kaymıştır ve Türkiye’nin harekattaki son hedefi olmuştur. El Bab başarası ile Türkiye bu harekattaki misyonunu tamamlamıştır.



 

PYD dünyanın gözünde çoktan sözde özgürlük savaşçısı konuma erişmiştir. Ankara, PYD'ye karşı ilk aksiyonunu 2018'de Zeytin  Dalı Harekatı ile gerçekleştirmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri, devletimizin güney doğusunda planlanan terör koridorunu etkisiz kılmak ve parçalara ayırmak, PKK/ PYD/YPG ve DAEŞ gibi terör örgütlerini etkisiz hâle getirerek sınırlarımızın güvenliğini sağlamak için ,bölgedeki huzuru yeniden tesis etmek için harekatı icra etmiştir. PYD’nin Fırat’ın batısında kalma ısrarı sınır ötesi harekatı kaçınılmaz hale getirmiştir. Harekatın asıl amacının DAEŞ odaklı olması Türkiye’ye uluslararası arenada haklılığını vurgulamasında kamuoyu oluşturmuştur. Harekatın merkezi Afrin Bölgesi olmuştur. Bölgenin zorluğu ve hava koşullarının ve TSK’nın sivil hassasiyeti harekatın yavaş ilerlemesine sebebiyet vermiştir. İlk hafta Azez cephesinde ilerleme kaydedilebilmiştir. Afrin merkezine 9. Haftada ulaşım sağlanabilmiştir. Harekat 8 cepheden başlatılan operasyonlar öncülüğünde yürütülmüştür. Sonucunda Türk  Silahlı Kuvvetleri , PYD'nin Afrin'deki varlığını sona erdirmiştir.  Böylece PYD'nin Batı'ya ilerleyişi durdurulmuştur. Aynı zamanda Türkiye ,ele geçirdiği bölgelerde kendi güdümündeki Türkmen ve Arap güçleri yerleştirmiştir. Bu güçler eğitilmiştir ve ordu haline getirilmesi amaçlanmıştır.

 

PYD bu süreçte Fırat'ın doğusunda konuşlanmış üstünlük kurmuştur ve böylece ulaşabileceği sınırların tamamına erişmiştir.  Aynı zamanda Kürtlerin sözde sözcüsü olmuş ve Batı tarafından silahlandırılmıştır. PYD tüm dünyanın gözünde "özgürlük savaşçısı" olarak legal kabul edilmiştir. İstedikleri  özerk bölgesel yönetimi  hayata geçirmek istemişlerdir.  Rusya rejimi desteklemeseydi eğer PYD daha geniş bir bölgeye yayılabilir ve gücünü artırabilme imkanı bulabilirdi. Ama PYD terör örgütü sözde temsilcileri Avrupa ve ABD'de zaten ağırlanıyordu ve meşrulaştırılmışlardı. Diplomatik atak olumsuz kalmıştır ve Türkiye için geriye sadece askeri hamle seçeneği kalmıştır. ABD bu harekatı engellemek için diplomatik oyalama taktiği uygulamıştır ve bu süreç Ekim 2019'da tıkanmıştır. Türkiye, PYD’ye karşı Barış Pınarı Harekatı ile hem kendi alanını genişletecek hem de PYD'nin sözde özerk yönetim hayallerini yok etmiştir ama ABD ve Batı Türkiye'yi Kürt katliamı yapmakla asılsız suçlamalara maruz bırakılmaktaydı. Türkiye'deki Kürtler bir kez daha devlete sadık kalarak devletini desteklemiştir. TSK ise kısa zamanda bölgede PYD'ye üstünlük kurmuştur ve  TSK'nın ilerleyişi sözde Özerk Kürt Yönetimi'ni tehdit edince devreye ABD girdi ve Türkiye'yi alenen tehdit etmiştir ama sonucunda TSK'nın askeri gücü, PYD'yi rejimle anlaşmak yoluna itti. Böylece kritik şehirlere Rejim davet edilmiştir.ABD-PYD tarafı geniş bir özerk alan peşindeydi fakat aynı şekilde Rusya ve Rejim ise özerk alan planlarını yok etmek amacındaydı . Barış Pınarı Harekatı sonucunda Türkiye ve Rusya arasında 22 Ekim'de mutabakata varılmıştır ve PYD'nin 32 km güneye püskürtülmesini sağlanmıştır. Rusya hem PYD'yi güneye çekmiş hem de rejimin alanını genişletmiştir. Rusya ile yapılan Adana Mutabakatı tam olarak sağlandığında Suriye sahasının askeri safhası (İdlib bölgesi hariç) sona ermiş olacaktı ve diplomatik safhaya geçiş sağlanacaktı. Tüm  olumsuz kamuoyuna rağmen askeri harekâtlar, sahadaki durumu hızlı bir şekilde değiştirmekle yetinmemiş bir de diplomatik girişimler sonucunda sahadaki durum sonucunda Türkiye lehine önemli kazanımlar oluşmuştur. Aynı zamanda ABD ile NATO’nun kolektif savunma ilkesi dikkate alınarak Türkiye’nin milli güvenliğine dair teminat verilmiştir.

Rejim’in İdlib bölgesinde, mutabakatların aksine başlatmış olduğu saldırılar neticesinde masum siviller hayatını kaybetmiş ve yaralanmıştır. Ayrıca 1,5 milyon kişinin göç etmesiyle bir insanlık dramı yaşanmıştır. Rejimin saldırgan yaklaşımının devam etmesiyle, Suriye sorununun  daha kötüye gitmesini önlenmesi, kanlı politikaların son bulması, bölge halkının tekrar evlerine dönmelerini gerçekleştirmek misyonu ile , 27 Şubat 2020 tarihinde Bahar Kalkanı Harekâtı başlatılmıştır. Rusya’nın hedefi İdlib de ve Fırat’ın doğusunda Suriye Hükümeti’nin varlığını son noktaya kadar getirmekti. Bu nedenle İdlib’de yoğun çatışmalar başladı ve Türk-Rus ilişkileri kopma noktasına geldi. Türkiye İdlib’de, İran’a bağlı milisler, Rejim ve Rus unsurları ile karşı karşıya geldi. Sonuç olarak, Barış Pınarı, istenilenden daha az olumlu sonuç üreterek sonlandırılmak durumunda kaldı. Suriye’de Türkiye hariç diğer devletler vekillerinin alanlarını genişletmek için operasyonlar gerçekleştirmekteydi. ABD, Rusya ve İran’ın Suriye’ye ayıracak finanse etme durumu daha rahattı ve bu devletler ofansif durumdaydılar . Güçlü olmak ve kalabilmek için vekillerini sonuna kadar  öne sürmüşlerdir.




 Bunların yanında, devletler önüne geçemedikleri eylemler için gizli operasyonlar ve maşa unsurlarla engellemeye çalışırlar. Her durumda Türkiye’nin karşısında çatışan tarafın sadece PKK/YPG olacağını düşünmemek gerekir. ABD, Rusya ve İran farklı amaçlarla Suriye’deki konumlarını ve durumlarını korumak istemektedirler. ABD, Türkiye ile Suriye kaynaklı bir kriz yaşamak istememektedir fakat uzun süreden beri yatırım yaptığı yerel unsurun etkisiz hale gelmesi ABD'nin  planlarına engel olacaktır. Aynı zamanda Türkiye’nin bölgede ABD’yi dışarıda bırakan politikalar yürütmesi ve ABD politikalarına karşı Türkiye’nin alternatif politikalar uygulaması Türk-ABD ilişkisini stratejik ortaklık boyutundan birbiriyle rekabet eden bir ilişki boyutuna dönüştürdü.

Rusya, İran’ın başta Halep ve İsrail sınırında güçlenmesinden endişe duyarken Şam’daki etkinliğini yeniden artırmanın çabasını vermektedir. İdlib’te HTŞ’nin gücünü pekiştirmesini rejimin bu bölgeyi uzun vadede kontrol etmesinin önündeki engel olarak gördüğünden İdlib’teki gelişmelerden de rahatsızlık duymaktadır. İran, Suriye’deki etki sahasını genişletmeye çalışmaktadır ve kendi sınırlarından Akdeniz’e kadar uzanan kesintisiz bir lojistik hat ile etki sahası kurmak için çalışmaktadır. En önemlisi de İran’ın Suriye’de Halep’i merkez almıştır. Halep’in kuzeyi ve batısındaki İran varlığı siyasi ve dini bakımından önemlidir. Böylelikle Suriye’deki statüko aktörlerin ani ve plansız bir adıma başvurmasının önünü keser çünkü olası bir plansız gelişme statükoyu bozabilme ihtimalini doğurmaktadır.

Tüm bu aktörlerin amaçları ve faaliyetlerine baktığımızda, Türkiye her zaman ‘Yurtta Barış, Cihanda Barış’ anlayışı ile önce bulunduğu bölgede sınır güvenliğini ve huzuru tesis etmeyi amaçlamıştır. Bunun için gerek siyasi gerek askeri adımları atmaktan geri durmamıştır. Bölgedeki güçlerin aksine yıkıcı değil yapıcı politikayı benimsemiş, adımlarını daima bu doğrultuda atmıştır ve atacaktır.


ÖZLEM ÖZTÜRK

MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER

BÖLGESEL ANALİZ TOPLULUĞU

Yorumlar

Popüler Yayınlar