Siyonizm’e Theodor Herzl Etkisi

 


     Theodor Herzl, 1860 yılında, Macaristan Krallığı’nda Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Herzl, Süveyş Kanalı’nı yaptıran Fransız diplomat Ferdinand de Lesseps’in izinden giderek iyi bir politikacı olmak istedi fakat, o dönemlerde Yahudilerin politikaya girmeleri yasak olduğundan, bu hayalini gerçekleştirememişti. Politikacı olamayan Herzl, ilerleyen yıllarda Gazetecilik, oyun yazarlığı, yazarlık ve politik aktivistlik gibi çeşitli işler yaptı.

     Gençlik zamanlarında Viyana Üniversitesi Hukuk bölümüne giren ve eğitimini tamamlayan Herzl, daha sonralarda, Avusturya’nın en milliyetçi topluluklardan biri olan Albia’ya üye oldu. Albia topluluğunun sloganı Almanca: “Ehre, Freheit, Vaterland”, yani, “Onur, Özgürlük, Vatan” idi. Ancak Herzl, toplulukta geçirdiği bir sürenin sonunda antisemitistlerin, yani Yahudi karşıtlığı ideolojiyi benimsemiş insanların, protesto ve ayrımcılıklarına maruz kalarak bu topluluktan ayrılmak zorunda kaldı. Kariyerine, kısa bir süreli Viyana Üniversitesi’nde yaptığı hukuk akademisyenliğini ekleyen Herzl, daha sonrasında gazeteci olmak istedi ve deneme yazıları yazdı. Viyana Gazetesi’ne giren Herzl, ayrıca Viyana tiyatrolarına drama ve komedi temalı oyunlar da yazdı.

     Theodor Herzl, Fransa’daki Dreyfus Olayı’nı yakından takip ediyordu. Hatta kimi araştırmacılara göre, bu olayın yaşanması üzerine Herzl, laiklikle beslediği fikirlerinin çizgisinden çıkmış ve Yahudi milliyetçisi olma yoluna girmiştir. Bu olay, döneminin en büyük antisemitik olaylarından biri olarak görülmekle birlikte, Fransa Ordusu’nda görev alan Yahudi kökenli Alfred Dreyfus’un haksız yere Alman casusu olmakla suçlanmasını içeriyordu. Dönemin Fransa’sında, bu olaya karşı ayaklanan milliyetçi Fransızların yaptıkları protestolarda “Yahudilere ölüm!” sloganları, Herzl’i derinden etkilemiş ve Siyonizm’e yönelmesine sebebiyet vermiştir. İlerleyen yıllarda “Modern Siyonizm” kavramının lideri olacak olan Herzl’e göre, Yahudi sorunu özünde Anti-Semitizm’in bir sonucu olarak gelişmiştir. Yine ona göre, bu sorun ancak Yahudilerin kendilerine ait bir ülkeye göç etmeleri ve kendi Yahudi devletlerini kurmalarıyla çözülebilirdi. Bu görüşünü, 1896’da yayımladığı “Yahudi Devleti” (Judenstaat) adlı kitabında şu sözlerle dile getirmiştir:

     “Biz bir devlet hem de örnek bir devlet kuracak kadar güçlüyüz. Bu amaç için gerekli beşerî ve maddi malzemeye sahibiz. Bir ülkenin tüm haklı ihtiyaçlarını tatmin edecek büyüklükte dünya üzerinde bir yerde bize egemenlik verin, gerisini kendimiz tamamlarız.”

     Aslına bakarsak, Theodor Herzl ilk kez Yahudi devletini kurma fikrini ortaya atan kişi değildi. Moses Hess, Leo Pinsker, Lovers of Zion gibi öncüleri vardı. Fakat Herzl’i onlardan ayıran nokta, Yahudi devleti fikrini uluslararası kamuoyuna taşıması ve örgütsel bir yapı oluşturup onu yönetebilmesiydi. Özellikle, uluslararası kamuoyuna “Yahudi devleti” fikrini taşıması, Herzl’in güç gerçeğini çok iyi kavradığını gösteriyordu. Bu yüzden, Siyonizm’i devletlerarası politikada daha yüksek yerlere çıkartmak istemişti. Böylelikle ilk önce zengin Yahudileri ikna etmeye çalışan Herzl, burada başarısız olunca Yahudi halkına yöneldi. İstediği devrim ruhunu burada buldu. Hızlıca dünya genelindeki Yahudilerin, Siyonizm’e yatkın olanlarını bir araya getirecek bir kongrenin hazırlıklarına başladı.

     29 Ağustos 1897’de, İsviçre’nin Basel kentinde Birinci Siyonist Kongresi toplanmıştı. Toplanan ilk kongre, tıpkı egemen bir parlamento gibi bir duruş sergileyerek Siyonist hareketin amaçlarını, bu amaçların gerçekleşmesi için gerekli araçları ve bu araçları kullanacak yürütme heyetini tespit etti. Kongre sonrasında ise Herzl günlüğüne şu sözleri yazmıştı:

     “Basel’de Yahudi Devleti’ni kurdum. Eğer bugün bunu açıklarsam, herkes beni alaya alır. Oysa belki 5 fakat şüphesiz 50 yıl içinde herkes bu gerçeği görecektir. Yahudi Devleti’nin varlığı manevi temellere oturtulmuştur, bu devlet Yahudi halkının bu konudaki istek ve azmi ile kurulmuştur”

     Herzl’in başkanlığında gerçekleşen Basel Kongresi’nin, şüphesiz en önemli kararlarından birisi, Filistin’de bir Yahudi yurdu kurulmasıydı. Bu nedenle ilk Basel Kongresi Yahudiler için ulusal ve sosyal bir devrim niteliğindedir. Çünkü, Filistin toprakları “Teşkilatlı Siyonizm’in ilk amacı ve tek yurdu olarak ilan edilmiştir.

     1902 yılında İngiltere himayesindeki bölgelerde bir Yahudi devleti kurabilmesi için, İngiliz koloni sekreteri ve dışişleri bakanıyla görüşmelere giden Herzl, Kıbrıs-El Arish bölgesi ve Uganda seçenekleriyle karşı karşıya kalmıştır. İktisadi olarak güçlü Yahudi lobisinin, Osmanlı’nın borçlarını silmesi karşılığında, Osmanlı padişahı II. Abdulhamit’ten Filistin bölgesini isteyen Herzl, padişahın olumsuz cevabıyla eli boş dönmüş ve seçenekleri değerlendirmeye başlamıştır. Özellikle El Arish bölgesinin üzerinde durmuştur, çünkü bu bölgeyi Filistin’e açılan bir kapı olarak görmüştür ve bu önerisini, 1903 Ağustos’unda gerçekleşen altıncı Siyonist kongresinde sunmuştur. Fakat öneri kongrede Basel programına uygun olmadığı (ulusal ev olarak Filistin belirlenmişti) için kabul görmemiş, ancak Uganda’nın Pogromlardan kaçan Yahudiler için sığınma evi olması konusunda uzlaşılmıştır.

     İlerleyen yıllarda, Filistin halkı olan Arapların, İngiltere desteğiyle özerk bir devlet olacaklarına inanarak yaptıkları isyanlar sonrasında, Osmanlı’dan kopan Filistin toprakları, İngiltere’nin himayesi altına girmiştir. Müslüman bir yönetimden sonra Hıristiyan bir yönetimle karşı karşıya kalan bölge, tam bir kaos ortamına kucak açabilecek gerginlik düzeyine ulaşmıştır. İngiltere’nin resmi bir belge olan Balfour Deklarasyonu’nda, ilk kez İsrail’in Siyonist Faaliyetlerle Ortadoğu’da bir Yahudi devleti kurma girişimlerini onaylamasıyla, Araplar kandırıldıklarını düşünmüşlerdir. Böylelikle Arap-İsrail çatışmasının fitili ateşlenmiştir.

Sonuç

     19.yy’ın ikinci yarısıyla birlikte Avrupa’da doğan ulus-devlet fikrinin gelişmesi, antisemitizm faaliyetlerinin tekrar artması, Yahudilerin tarihlerinde yüzlerce yıldır köle olarak kullanılmaları, satılmaları, sürülmeleri, hatta Avrupa’da dördüncü sınıf insan olarak dahi kabul edilmemeleri gibi etkenler, Theodor Herzl ve etrafında toplanan Siyonistlerin inandıkları “Siyonist Hareket” gibi bir devrim inancını doğurmuştur. Yahudilerin, Theodor Herzl başkanlığında, kendilerine vaat edilen topraklar olarak gördükleri bölgeye geri dönüş hareketi başlatmaları, Nazi Almanyası’nda gerçekleşen Yahudi soykırımıyla iyice artmıştır. I. Dünya savaşı sonunda Balfour Deklarasyonu ile başlayan çatışma ortamı, büyük Yahudi göçüyle iyice artmış ve günümüze uzanan siyasal ve sosyal kaosu doğurmuştur.

     Yahudilerin ve Siyonizm’in siyasal lideri olan Theodor Herzl’in, ideolojilerinin ve faaliyetlerinin böyle kanlı bir kaosa sebep olacağını yaşadığı zamanda öngörüp göremediğini ne yazık ki bilemiyoruz. Ancak, faaliyetlerindeki lider akılcılığını, gerek Yahudi sorununu uluslararası sahaya taşıması ve Siyonizm’i devletlerarası bir ideolojiye çevirmesiyle, gerek İngiltere ile yakın ilişkiler kurup ileri görüşlülük göstermesiyle anlayabiliyoruz. Dönemi çerçevesinde, henüz resmileşmemiş Yahudi ülkesinden dolayı Herzl’in yöneticiliği tartışmaya açık olsa da, 1. Siyonist Kongresi’ni gerçekleştirmiş olduğu, diğer büyük devletlerle anlaşmalar yoluna gittiği ve uluslararası hukuka sesini duyurabilmiş oluşu unutulmamalıdır.

 

 

Fatma Betül YAŞAR

 

Kaynakçalar:

İsrail Devleti’nin Kuruluşunda Theodor Herzl ve Siyonizm, Habip Tokgöz, Anasay, sayı 1

Yahudi Devletinin İnşası ve Arap-İsrail Çatışmasının Başlangıcı, Necati Demircan, Uluslararası Çalışmalar Dergisi, cilt 4, sayı 2

 

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar