Doğu Akdeniz’de Neler Oluyor?

Giriş:
Doğu Akdeniz bölgesinde doğal kaynaklar üzerinden meydana gelen gelişmeler bölge için avantajlar ve riskler taşımaktadır. Hidrokarbon keşifleri, ruhsatlandırma faaliyetleri bölge ülkelerinin dikkatini meşgul etmektedir. Aynı zamanda bölgedeki paylaşım sorunları ise bölge ülkelerinin ilişkilerini karmaşıklaştıran bir diğer etmen olarak karşımıza çıkmaktadır.  Doğu Akdeniz havzasında elimizdeki incelemeler uyarınca piyasa değer takribi 7 trilyon dolar olan 15 trilyon metreküp doğalgaz ve petrol bulunmaktadır. Bu rakam keşfedilmemiş potansiyel kaynakları içermemektedir. Dolayısıyla artış göstermesi kuvvetle muhtemeldir.  Bölgede İsrail öncülüğünde 2000’li yıllardan itibaren başlayan doğalgaz keşifleriyle Doğu Akdeniz’in enerji potansiyeli anlaşılmış, bölge ve çevre ülkelerin dikkatleri bölgeye çevrilmiştir. Bölgenin enerji havzası özelliği son yıllardaki keşiflerle önemli ölçüde ortaya çıkmıştır.  Doğu Akdeniz’de Türkiye, Yunanistan, KKTC, GKRY, Suriye, İsrail, Mısır, Ürdün, Lübnan ve Filistin bulunmaktadır.  Bölge ülkelerinin birbirleriyle anlaşarak ortak bir kararla hareket etmekten ziyade Münhasır Ekonomik Bölgelerini tek taraflı ilanlar veyahut ikili anlaşmalarla ilan ettikleri görülmektedir.
Doğu Akdeniz ve Türkiye
Bölgede Kıbrıs adası stratejik konumundan mütevellit büyük önem arz etmektedir.  Kıbrıs adası Akdeniz’de Sicilya ve Sardunya’dan sonra 3. büyük adadır. Ada konumu sebebiyle Akdeniz’in Orta Doğu’ya açılan kapısıdır. Önemli ticaret yollarını ve askeri deniz trafiğini kontrol edebilecek bir konumdadır.  Bölge özelinde Yunanistan ve GKRY ile Türkiye arasında bir paylaşım sorunu bulunmaktadır. GKRY imzaladığı MEB anlaşmaları ve ada güneyinde ilan ettiği 13 petrol arama ruhsat alanı, Yunanistan ise kıta sahanlığı ve Yunan adaları üzerinde tek taraflı faaliyetleri ile Türkiye’yi dışlamak istemektedir.
Doğu Akdeniz’in stratejik ve petropolitik önemi bir paylaşım sorununa neden olmaktadır. Devletler faaliyetlerini ağırlıkla teamül hukukuna dönüşen 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesine dayandırarak meşruiyet zemini hazırlamak istemektedir.
Günümüzde de bölge temelli paylaşım sorunları aktörler arası gerilimlerin artmasına neden olmuştur. Türkiye özelinde düşünürsek, Türkiye Doğu Akdeniz’de haklarını korumak için bir takım faaliyetlerde bulunmaktadır. KKTC’de sondaj gemileri Fatih ve Yavuz’u tehdit ve tacizlerden korumak için lojistik ihtiyaçlara cevap verecek bir liman kurma konusunda çalışmalara başlanmıştır. Aynı zamanda Mersin’de bölge savunmasını desteklemek için bir askeri üs kurulması da gündeme alınmıştır. Bununla birlikte Rusya’dan alınacak S-400 hava savunma sistemlerinin Doğu Akdeniz’i koruyacak bir biçimde konuşlandırılması bölgede güvenlik özelinde dengelerin değişmesi anlamına gelmektedir. Böylece Türkiye lehine diğer bölge ülkeleri ve Batılı ülkelere güçlü bir mesaj verileceği öngörülmektedir.
Avrupa Birliği Genel İşler Konseyi’nin 18 Haziranda yaptığı toplantıda aldığı kararların Türkiye’yi ilgilendiren kısmı Türkiye tarafından reddedilmiştir. Türk Dış İşleri Bakanlığından yapılan açıklamada AB’nin kararlarının hukuki mesnetten yoksun olduğunun altı çizilirken AB’nin GKRY konusunda yaptığı hatalar ve tarafgir davranışı üzerinde değerlendirmeler yapılmıştır. Türklerin Ege ve Akdeniz’de barış ve istikrardan yana olduğundan bahsedilip KKTC ve Türkiye’nin bölgede mevcut hakları belirtilmiştir. Yine aynı açıklamada Türkiye’nin AB üyeliği konusunda attığı kararlı adımların devam edeceğinden bahsedilip AB tarafgirlikten ziyade stratejik bir vizyonla hareket etmeye davet edilmiştir.
Buna müteakip Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras ise bir Yunan televizyonuna yaptığı konuşmada Türkiye’nin faaliyetlerini zayıflık ve yalnızlık ile ilişkilendirerek Türkiye’nin stratejik bir çıkmazla karşı karşıya olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte Kıbrıs ile birlikte kurdukları güçlü ittifaktan bahsederek Kıbrıs’ın MEB sınırlarının aynı zamanda AB MEB sınırları olduğunu, Yunanistan sınırlarının ise AB sınırları olduğunu söylemiştir.
Bir diğer analizde ise Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yürüttüğü çalışmaların bölgede artan askeri gerilim ve çatışma riskinin azaltılıp caydırıcılığın artması açısından önemli olduğu belirtilmekle beraber bölge ülkeleriyle diyalog kanallarının açılarak dolaylı yollardan çözüm arayışlarına gidilmesinin önemi belirtilmiştir. Türkiye’nin kendi MEB’sini ilan edip gerekli yasal işlemleri bir an önce tamamlayarak bölgedeki varlığını tahsis etmesi üzerine açıklamalar yapılırken Lübnan ile işbirliğine gidilmesinin faydalarına değinilmiştir. Lübnan henüz bölgede sondaj faaliyetlerine başlamamıştır. Dolayısıyla Lübnan ile yapılacak işbirliğinde TPAO’nun ihalelerde yer alması sağlanabilir denilmektedir.
Bununla birlikte son dönemde bölgedeki anlaşmazlıkların temelinin hidrokarbon paylaşımımdan ziyade bölge üzerinde hâkimiyet kurma çabalarından ileri geldiği gündeme gelmiştir. GKRY’nin Fransa ile imzaladığı askeri savunma birliği anlaşmasının ise garanti ve ittifak anlaşmalarının açık ihlali anlamına geldiği vurgulanmıştır. Bölgede GKRY’nin faaliyetlerinin bugünkü seyrinde devam etmesinin gerilimin tırmanmasına dolayısıyla savaş ihtimalinin gündeme gelmesine sebep olabileceğine değinilmiştir.
Son Söz
Son gelişmeler ışığında aktarıldığı üzere Doğu Akdeniz’de suların ısındığını söylemek yanlış olmayacaktır. Günümüzde devletlerin en büyük ihtiyaçlarından biri olan enerji kaynaklarına sahip olması ve stratejik konumu sebebiyle Doğu Akdeniz bugünkü tartışmalar ve anlaşmazlıklara konu olmaktadır. Bu gerginlik ortamı özellikle enerji üzerinden düşünüldüğünde enerji arz güvenliğini tehdit eder niteliktedir. Bölgedeki kaynakların deniz kaynakları olduğu göz önünde bulundurulursa maliyet/kazanç dengesinin sağlanması hasebiyle bölgede azami düzeyde güvenlik ortamı sağlanmalıdır. Son dönemde gündeme gelen savaş ihtimali söylemleri ise devletler nezdinde en son düşünülmesi gereken alternatif olmalıdır. Bölge ülkelerinin selameti ve refahları için barışçıl yöntemler zorlanmalıdır. Anlaşmazlıklar diplomatik yollarla, diyalog ve müzakerelerle çözümlenmeye çalışılmalıdır. Ortaya çıkarılacak çözümün tüm aktörler için kabul edilebilir olması ziyadesiyle önemlidir. Savaş ihtimalinin maliyeti ve yıkıcılığı göz önüne alınıp hukuk, diyalog ve barış yolundan ayrılmamak aklıselim bir seçim olacaktır. Dolayısıyla GKRY bu hususta faaliyetlerini bölge ülkeleri ile uyumlaştırmalı, Türk-Yunan anlaşmazlığı diplomatik yollarla çözümlenmeli, AB Kıbrıs üzerinden yürüttüğü politikalara son vermeli, bölgede güvenlik ve işbirliği ortamı oluşturulmalıdır. Anlaşmazlıkların sebeplerinden biri olan MEB sınırları ilgili hukuk kurallarına uygun şekilde düzenlenmelidir. İşbirliği seçeneği tüm aktörler için daha kazançlıdır. Dolayısıyla anlaşmazlıklarda barışçıl yollar seçmek büyük önem taşımaktadır.

Tuğçe DÜNDAR

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Bölgesel Analiz Topluluğu

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler 

Yorumlar

Popüler Yayınlar