Üçüncü Reich’ın Polikratik Kaosu: Verimli bir Totalitarizm mi, Yoksa Yapısal bir Anarşi mi?
Özet
Bu çalışma, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'nin (NSDAP) 1933-1945 yılları arasındaki iktidar pratiğini, klasik monolitik totalitarizm teorilerinin ötesine geçerek "polikrasi" (çoklu yönetim) kavramı üzerinden derinlemesine incelemektedir. Çalışma, Max Weber'in geleneksel devlet tanımındaki meşru şiddet tekelinin nasıl parçalandığını ve bu durumun Uluslararası İlişkiler disiplinindeki Yapısal Realizmin (Neorealizm) tekil ve rasyonel aktörler varsayımını nasıl çürüttüğünü analiz etmektedir. Adolf Hitler'in kasıtlı olarak yarattığı kurumsal karmaşa, rejimin ilk yıllarında agresif bir esneklik sağlamış olsa da savaşın küreselleşmesiyle devleti rasyonel bir aygıt olmaktan çıkarmıştır. Wehrmacht ile SS arasındaki kurumsal bölünmenin 20 Temmuz Suikastına nasıl kuluçka vazifesi gördüğü, Auswärtiges Amt ile parti ofisleri arasındaki diplomatik anarşi ve savaş ekonomisindeki bürokratik çatışmalar detaylı tarihsel vakalar ile analiz edilmiştir. Nürnberg Mahkemesi Tutanakları gibi birincil belgeler ve Albert Speer’in anıları üzerine yapılan eleştirel kaynak analizi ışığında makale; Üçüncü Reich'ın verimli bir makineden ziyade, kendi bürokratik anarşisi ve küresel materyal yetersizlikleri altında ezilen melez bir yapı olduğu sonucuna varmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Üçüncü Reich, Polikrasi, Niyetçi-Yapısalcı Tartışması, Yapısal Realizm, Albert Speer, Kurumsal Anarşi.
Abstract
This study examines the governance practices of the National Socialist German Workers' Party (NSDAP) between 1933 and 1945 through the concept of "polycrasy" (polycratic rule), moving beyond classical monolithic totalitarianism theories. The research analyzes how the monopoly on the legitimate use of physical force—as defined in Max Weber’s traditional description of the state—was fragmented, and how this disintegration challenged the "unitary and rational actor" assumption of Structural Realism (Neorealism) in International Relations.
While the institutional chaos intentionally fostered by Adolf Hitler provided an aggressive flexibility during the regime's early years, the globalization of the war eventually stripped the state of its rational apparatus. The study provides a detailed historical analysis of cases such as the institutional rift between the Wehrmacht and the SS (which served as an incubator for the July 20 Plot), the diplomatic anarchy between the Auswärtiges Amt and various party offices, and the bureaucratic conflicts within the war economy. Based on a critical source analysis of primary documents, including the Nuremberg Trial transcripts and the memoirs of Albert Speer, this article concludes that the Third Reich was not a high-efficiency machine, but rather a hybrid structure that collapsed under its own bureaucratic anarchy and global material deficiencies.
Keywords: Third Reich, Polycrasy, Intentionalist-Structuralist Debate, Structural Realism, Albert Speer, Institutional Anarchy.
Giriş
Totaliter rejimler denildiğinde, yirminci yüzyıl siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler literatürününce akla gelen ilk imge; hiyerarşik, tıkır tıkır işleyen ve tek bir merkezden kusursuzca yönetilen bir devlet aygıtıdır. Hannah Arendt'in Totalitarizmin Kaynakları adlı klasikleşmiş eserinde çizdiği bu kusursuz ve atomize edici tahakküm çerçevesi,[1]dönemin Alman Propaganda Bakanı Joseph Goebbels'in de olağanüstü manipülasyonlarıyla dış dünyada Nazi Almanyası'nın tartışmasız gerçekliği olarak kabul görmüştür. 1930'larda pek çok gözlemci, "tek halk, tek imparatorluk, tek lider" (Ein Volk, ein Reich, ein Führer) sloganında vücut bulan rasyonel ve tekelci bir yapı gördüğünü zannetmiştir.
Ancak siyaset biliminin teorileri ve devlet mekanizmasının iç işleyişine dair tarihsel bulgular, bu illüzyonu kökünden yıkmaktadır. Siyasal sistemlerin temelini açıklayan Max Weber'in modern devlet tanımında "belirli bir toprak parçası üzerinde meşru fiziksel şiddet tekelini elinde bulunduran ve rasyonel-yasal otoriteye dayalı bürokrasiyle işleyen yapı" olarak karşımıza çıkar.2 Oysa NSDAP'nin iktidarı devralmasının ardından Üçüncü Reich'ta rasyonel bir yönetimden çok, birbiriyle savaşan derebeyliklerinden oluşan bir "polikrasi" inşa edilmiştir. Şiddet tekeli parçalanmış, rasyonel bürokrasi yerini ideolojik fanatizme bırakmıştır.
Dahası, bu polikratik yapı, Uluslararası İlişkiler disiplininin en temel teorik kabullerinden birini derinden sarsmaktadır. Kenneth Waltz'un formüle ettiği şekliyle Yapısal Realizm (Neorealizm), devleti uluslararası arenada yekpare, rasyonel bir "kara kutu" (unitary rational actor) olarak kabul eder.[2] Neorealizme göre devletler, iç yapıları ne olursa olsun dış politikada tek bir sesle konuşan, güvenlik ve çıkar maksimizasyonu yapan yekpare organizmalardır. Ancak Üçüncü Reich'ın çok başlı diplomatik ve askeri yapısı, bu teorik varsayımı temelden çürütmektedir. Nazi Almanyası, dış politikada rasyonel ve tekil bir aktör olmaktan ziyade, içsel bürokratik savaşların dışa vurulduğu, kurumların birbiriyle çelişen dış politika hedefleri güttüğü irrasyonel bir mekanizmaya dönüşmüştür.
2. "İkili Devlet" ve Hukukun Polikratik İflası
Üçüncü Reich'ın yapısal anarşisini daha mikro bir düzeyde anlamak için öncelikle devletin hukuki ve idari temelinin nasıl paramparça edildiğine bakmalıyız. Fraenkel'e göre Nazi Almanyası'nda yekpare bir devlet değil, aynı anda var olan, birbiriyle çelişen iki farklı aygıt mevcuttu: Gündelik ekonomik ve idari işleri Weimar'dan kalma kanunların geçerliliğiyle yürütmeye çalışan bir "Normatif Devlet" ve gücünü doğrudan Hitler'in keyfiyetinden alan, hiçbir yasal kısıtlamaya tabi olmayan, siyasi kararları acımasızca uygulayan bir "İmtiyazlı Devlet".4
Bu ikili yapı, bürokraside devasa bir yetki karmaşasına yol açmıştır. Franz Gürtner yönetimindeki geleneksel Adalet Bakanlığı "Normatif Devlet” in sınırları içinde asgari bir yasal çerçeveyi korumaya çalışırken, Heinrich Himmler ve Reinhard Heydrich komutasındaki Gestapo ve SS "İmtiyazlı Devlet"in vurucu gücü olarak hareket etmiştir. Düzenli mahkemelerin delil yetersizliğinden beraat ettirdiği muhaliflerin, mahkeme kapısında Gestapo tarafından Schutzhaft kararıyla tutuklanıp doğrudan toplama kamplarına gönderilmesi, devletin kendi kurumları arasındaki hukuksuz savaşın en somut göstergesidir.
[1] Hannah Arendt, The Origins of Totalitarianism (New York: Harcourt, Brace, Jovanovich, 1973), 389-392. 2 Max Weber, Economy and Society: An Outline of Interpretive Sociology, ed. Guenther Roth ve Claus Wittich (Berkeley: University of California Press, 1978), 54-56.
[2] Kenneth N. Waltz, Theory of International Politics (Reading, Mass: Addison-Wesley Pub. Co, 1979), 93-97. 4 Ernst Fraenkel, The Dual State: A Contribution to the Theory of Dictatorship (New York: Oxford University Press, 1941), 42-45.
2. İdeolojik Motor Olarak Hitler: Niyetçi ve Yapısalcı Sentez
Alman tarihi tarihçilerin perspektifinden niyetçi ve yapısalcı olarak ayrılmışlardır. Karl Dietrich Bracher gibi Niyetçi tarihçiler, Üçüncü Reich'ı Hitler'in sarsılmaz iradesinin tekil bir yansıması olarak görmüşlerdir.[1] Buna karşılık Martin Broszat ve Hans Mommsen gibi Yapısalcılar, sistemi analiz ederken Hitler'i neredeyse kurumların birbirini yemesini izleyen, idari detaylara hâkim olmayan "zayıf bir diktatör" olarak resmetme eğilimindedir.[2] Yapısalcılara göre kaos, sistemin bilinçsiz bir sonucuydu.
Ancak bu noktada ciddi bir teorik sentez kaçınılmazdır. Kurumsal anarşinin varlığı, Hitler'in pasif bir hakem olduğu anlamına gelmez. Kurumlar (Parti idaresi, Bakanlıklar, SS, Ordu) bütçe, nüfuz ve yetki için birbiriyle acımasızca savaşıyor olabilirdi; fakat bu savaşın oynandığı sahanın ideolojik sınırlarını çizen ve o kurumların yöneldiği nihai vizyonu belirleyen tek ve mutlak kişi bizzat Hitler'di.
Bu hibrit en güzel açıklayan Ian Kershaw'ın sözü olan "Führer'e doğru çalışmak" kavramıdır. Kershaw'ın dediği üzere, devlet aygıtı içindeki yetki karmaşası bir yönetim zafiyeti değil, rejimin evrimsel motoruydu. Hitler, bürokratik hiyerarşiyi kasıtlı olarak bozan muğlak vizyonlar ortaya koyuyor; alt kademelerdeki bürokratlar ve parti liderleri ise net emirler beklemeden Führer'in niyetini tahmin edip, onun radikal vizyonunu hayata geçirme yarışına giriyorlardı.[3] Bu Sosyal Darwinist yönetim felsefesi, polikrasiyi bir "amaç" değil, Lebensraum (Hayat Sahası) ve Nihai Çözüm gibi ideolojik hedeflere ulaşmak için kullanılan amansız bir "araç" haline getirmiştir. Güçlü olan ve ideolojiyi en acımasızca uygulayan kurum, devleti kendi tekelinde birleştirmiştir.
3. Diplomatik Anarşi: Auswärtiges Amt, APA ve Dienststelle Ribbentrop
Neorealist "tekil rasyonel aktör" varsayımının Nazi Almanyası'nda nasıl çöktüğünün en çarpıcı örneği, diplomatik alanda yaşanan çok başlılıktır. 1933'ten itibaren Konstantin von Neurath yönetimindeki geleneksel Dışişleri Bakanlığı (Auswärtiges Amt), İngiltere ve Fransa ile olan statükoyu korumaya çalışan, Weimar döneminden kalma muhafazakâr diplomatlardan oluşuyordu. Ancak Hitler, bu kurumun geleneksel yapısına güvenmediği için dış politikada kendi polikratik ağını da örmeyi ihmal etmemiştir.
Partinin baş ideoloğu Alfred Rosenberg'in yönettiği Dış Politika Ofisi (Außenpolitisches Amt - APA), özellikle Doğu Avrupa ve Sovyetler Birliği üzerine ideolojik ve ırksal dış politikalar geliştirirken; Joachim von Ribbentrop tarafından kurulan "Dienststelle Ribbentrop" (Ribbentrop Bürosu), doğrudan Auswärtiges Amt'a rakip olan devasa bir paralel diplomatik ağ inşa etmiştir.[4]
Büyükelçiler aynı anda üç farklı kurumdan birbiriyle çelişen talimatlar alıyor, diplomatik raporlar Dışişleri Bakanlığı atlanarak doğrudan Hitler'e veya Parti ofislerine ulaştırılıyordu. Klaus Hildebrand'ın vurguladığı gibi, Hitler'in dış politikadaki farklı eğilimleri yönetmek için üç farklı kurumu birbirine düşürmesi, özellikle 1930'ların sonlarında Britanya ile olan ilişkilerde kafa karışıklığı yaratmış ve rasyonel bir diplomatik vizyonun inşasını imkânsız kılmıştır.[5] Dış politika bir devlet aklı meselesi olmaktan çıkmış, Parti liderlerinin Hitler'in gözüne girme müsabakasına dönüşmüştür.
[1] Karl Dietrich Bracher, The German Dictatorship: The Origins, Structure, and Effects of National Socialism (New York: Praeger, 1970), 112.
[2] Martin Broszat, The Hitler State: The Foundation and Development of the Internal Structure of the Third Reich (Londra: Longman, 1981), 294-297.
[3] Ian Kershaw, The Nazi Dictatorship: Problems and Perspectives of Interpretation (Londra: Arnold, 2000), 7476.
[4] Klaus Hildebrand, The Foreign Policy of the Third Reich (Berkeley: University of California Press, 1973), 4548.
[5] Hildebrand, The Foreign Policy of the Third Reich, 52-54.
2. Şiddet Tekelinin Parçalanması ve İstihbarat Savaşlarının Kuluçka Rolü
Max Weber'in meşru şiddet tekeli kavramının iflas ettiği en kritik alan, silahlı kuvvetler ve güvenlik bürokrasisi arasındaki devasa bölünmedir. Geleneksel Alman askeri elitleri, 1934 yılındaki SA'nın tasfiyesini ordunun bir zaferi sanmışlardı. Oysa devlet içinde bir kanser gibi büyüyecek olan SS'in asıl yükselişi bu tasfiyeden sonra başlamıştır.
Heinrich Himmler liderliğindeki SS, sadece bir polis gücü olarak kalmamış, "Normatif Devlet"i tamamen by-pass ederek devasa bir devlete dönüşmüştür. Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi (IMT) tutanaklarında yer alan 1919-PS numaralı belge, Himmler'in yetkilerinin geleneksel polis teşkilatını, sınır güvenliğini ve yargıyı nasıl yuttuğunu net bir şekilde kanıtlamaktadır.[1] Savaşın sonlarına doğru mevcudu 900.000'i aşan Waffen-SS'in kurulması, askeri polikrasinin zirvesidir. Düzenli ordunun karşısında elit silahlarla donatılmış devasa bir siyasi ordunun aynı cephede, farklı komuta zincirleriyle yer alması askeri rasyonaliteyi yok etmiştir.[2]
Ancak bu kurumsal anarşinin en çarpıcı ve ölümcül sonucu, istihbarat alanında yaşanmıştır. Geleneksel askeri istihbarat servisi olan Abwehr ile SS'in güvenlik servisi SD arasındaki iç savaş, devleti sadece dış tehditlere karşı kör bırakmakla kalmamış; rejimin tam kalbinde yeşeren askeri muhalefetin yıllarca gizlice örgütlenebilmesine kuluçka vazifesi görmüştür. Amiral Canaris ve yardımcısı Hans Oster, sistemi içeriden çökertmeye çalışan direnişçileri tam da bu bürokratik kaosun arkasına saklamıştır. Claus von Stauffenberg'in liderliğini yaptığı ve 20 Temmuz 1944'te Hitler'e yönelik suikast girişimiyle sonuçlanan askeri muhalefet ağı, Abwehr'in sağladığı sahte belgeler, seyahat izinleri ve SD ile yaşanan yetki çatışmasının yarattığı kör noktalarda büyümüştür.[3] Kurumlar arası anarşi öylesine derinleşmişti ki, rejimi korumakla görevli istihbarat kurumları, rejimin cellatlarını bizzat kendi bürokratik şemsiyeleri altında beslenmiştir.
[1] Office of United States Chief of Counsel For Prosecution of Axis Criminality, Nazi Conspiracy and Aggression, Cilt 2 (Washington, DC: US Government Printing Office, 1946), Belge 1919-PS.
[2] Heinz Höhne, The Order of the Death's Head: The Story of Hitler's SS (Londra: Penguin Books, 2000), 450455.
[3] Richard Overy, The Dictators: Hitler's Germany and Stalin's Russia (New York: W.W. Norton & Company, 2004), 368-372.
2. Savaş Ekonomisi: Bürokratik Hantallık, Kaynak Eleştirisi ve Materyal Gerçeklik
Modern topyekûn savaşlar, tüm kaynakların rasyonel ve tek bir merkezden planlanmasını gerektirir. Ancak Nazi savaş ekonomisi, rasyonellikten uzak devasa bir güç mücadelesi arenasıydı. Hjalmar Schacht'ın geleneksel Ekonomi Bakanlığı yetkileri, Hermann Göring'in Dört Yıllık Plan ofisinin agresif politikalarıyla paramparça edilmiştir. Göring'in amacı ekonomik verimlilikten ziyade kendi devasa sanayi imparatorluğunu kurmaktı.
Savaşın son yıllarında Silahlanma Bakanı olarak atanan Albert Speer, Spandau Cezaevi'nde kaleme aldığı anılarında bu durumu şiddetle eleştirir. Speer'e göre, Silahlanma Bakanı olarak en büyük trajedisi, rasyonel bir üretim planı kurmaya çalışırken SS'in (özellikle Oswald Pohl yönetimindeki WVHA'nın) kendi özel sanayi imparatorluğunu kurma hırsıyla savaşmak zorunda kalmasıdır. Speer, Himmler'in binlerce kalifiye işçiyi rasyonel üretim ağından koparıp toplama kamplarındaki verimsiz işletmelere mahkûm ettiğini, savaş ekonomisini baltaladığını iddia eder.[1]
Ancak akademik ve tarihsel metodoloji gereği, Speer'in bu iddiaları çok katı bir kaynak eleştirisinden geçirilmelidir. Speer'in bu anıları son derece "sorunlu" ve taraflı bir kaynaktır. Speer, Nürnberg mahkemelerinde idamdan kurtulmak ve savaştan sonra kendini "ideolojiden bağımsız, sadece işini yapmaya çalışan rasyonel bir teknokrat" olarak aklamak için tüm suçu bilerek Himmler'e, SS'e ve Hitler'in irrasyonelliğine yıkmıştır. Tarihsel belgeler açıkça göstermektedir ki; Speer'in kendi bakanlığı da üretim kotalarını tutturmak adına Fritz Sauckel ile koordineli olarak milyonlarca köle işçiyi ve toplama kampı mahkumunu acımasızca kullanmıştır. Bu "iyi teknokrat efsanesi", Speer'in polikratik suç ortaklığını gizleme çabasından başka bir şey değildir.
Dahası, makroekonomik perspektiften bakıldığında, Almanya'nın çöküşünü sadece bu polikratik bürokrasiye ve iç çekişmelere bağlamak nesnel gerçekliği ıskalamaktır. Adam Tooze'un The Wages of Destruction adlı eserinde makroekonomik verilerle kanıtladığı gibi; polikrasi durumu kötüleştirmiş olsa da asıl belirleyici faktör yapısal materyal yetersizliktir. Nazi ekonomisi dünyanın en rasyonel, tek merkezli ve bürokratik olarak kusursuz işleyen sistemi olsaydı bile; Almanya'nın petrol, kauçuk, döviz ve demografik kapasitesi, Amerika Birleşik
Devletleri, Britanya İmparatorluğu ve Sovyetler Birliği'nin birleşik ekonomik gücüyle uzun süreli bir yıpratma savaşında baş edebilecek düzeyde değildi.[2] Bürokrasi devleti hantallaştırmış olabilir, ancak asıl yenilgi küresel materyal gerçekliklerin matematiksel üstünlüğü karşısında yaşanmıştır.
3. Radikalleşme ve Bürokratik Yamyamlık: "Nihai Çözüm"ün İdari Arka Planı
Polikrasinin "Führer'e doğru çalışmak" prensibiyle nasıl radikal bir imha makinesine dönüştüğünün en karanlık kanıtı, Holokost'un idari sürecidir. Soykırım süreci, merkezden planlanmış, net sınırları olan tek bir yasa ile değil; kurumların "Yahudi Sorunu” nu çözme konusunda birbiriyle girdiği korkunç radikalleşme yarışıyla ivme kazanmıştır.
Özellikle Polonya'nın işgali sonrasında kurulan Genel Valilik'te, sivil idarenin başı olan Hans Frank ile SS ve Polis Liderleri (HSSPF) arasında sürekli bir yetki çatışması vardı. Sivil idare bölgeyi kendi uhdesinde tutmak isterken, Himmler'in SS'i demografik ve ırksal bir imha planı yürütüyordu. Nürnberg Mahkemesi'nde sunulan 710-PS numaralı belge, Hermann Göring'in 31 Temmuz 1941'de SS yetkilisi Reinhard Heydrich'e "Nihai Çözüm" için tam yetki verdiğini gösterir.[3]Bu belge, devletin sivil bürokrasisinin aradan çekilip inisiyatifin tamamen radikal polis aygıtına (RSHA) geçişinin resmi nişanesidir. 1942'deki Wannsee Konferansı da SS'in devletin diğer bakanlıklarına kendi hegemonyasını kabul ettirdiği bürokratik bir zafer ilanından başka bir şey değildir. Christopher Browning'in işaret ettiği gibi, polikratik yapı içindeki yerel aktörler ve bürokratlar, rasyonel devlet aklını (örneğin doğu cephesine silah taşıması gereken trenleri imha kamplarına yönlendirerek) bir kenara bırakmış ve ideolojik hedefler uğruna sistemi içeriden yiyip bitirmiştir.[4]
Sonuç
Sonuç olarak, Üçüncü Reich’ın polikratik yapısını klasik teoriler üzerinden sadece "kötücül bir deha" etrafında şekillenen "mükemmel işleyen bir totalitarizm" olarak tanımlamak büyük bir akademik yanılgıdır. Fakat aynı şekilde, sistemi başından sonuna kadar Hitler'in tamamen etkisiz kaldığı, rastgele ve işlevsiz bir "yapısal anarşi" ilan etmek de tarihsel gerçekliğin ve sosyal bilimlerin doğasındaki karmaşıklığın reddedilmesi olacaktır.
Nazi sistemi gerçekte hibrit (melez) bir formdu. Rejim; siyasi muhalefetin ezilmesi, polis devletinin tesisi, kitle endoktrinasyonu ve Nihai Çözüm'ün korkunç lojistiği gibi ideolojik önceliklerinde tüyler ürpertici derecede "verimli" ve agresif bir totalitarizm sergilemiştir. Hitler'in kurumları birbirine düşürerek yarattığı Sosyal Darwinist iklim, devlet aygıtına 1930'larda büyük bir esneklik ve radikal bir ivme kazandırmıştır.
[1] Albert Speer, Inside the Third Reich: Memoirs, çev. Richard ve Clara Winston (New York: Macmillan, 1970), 370-375.
[2] Adam Tooze, The Wages of Destruction: The Making and Breaking of the Nazi Economy (Londra: Allen Lane, 2006), 602-608.
[3] Office of United States Chief of Counsel For Prosecution of Axis Criminality, Nazi Conspiracy and Aggression, Cilt 3 (Washington, DC: US Government Printing Office, 1946), Belge 710-PS.
[4] Christopher R. Browning, The Origins of the Final Solution: The Evolution of Nazi Jewish Policy, September 1939-March 1942 (Lincoln: University of Nebraska Press, 2004), 36-41.
Kaynakça
Arendt, Hannah. The Origins of Totalitarianism. New York: Harcourt, Brace, Jovanovich, 1973.
Bracher, Karl Dietrich. The German Dictatorship: The Origins, Structure, and Effects of National Socialism. New York: Praeger, 1970.
Broszat, Martin. The Hitler State: The Foundation and Development of the Internal Structure of the Third Reich. Londra: Longman, 1981.
Browning, Christopher R. The Origins of the Final Solution: The Evolution of Nazi Jewish Policy, September 1939-March 1942. Lincoln: University of Nebraska Press, 2004.
Fraenkel, Ernst. The Dual State: A Contribution to the Theory of Dictatorship. New York:
Oxford University Press, 1941.
Hildebrand, Klaus. The Foreign Policy of the Third Reich. Berkeley: University of California Press, 1973.
Höhne, Heinz. The Order of the Death's Head: The Story of Hitler's SS. Londra: Penguin Books, 2000.
Kershaw, Ian. The Nazi Dictatorship: Problems and Perspectives of Interpretation. Londra: Arnold, 2000.
Office of United States Chief of Counsel For Prosecution of Axis Criminality. Nazi Conspiracy and Aggression, Cilt 2 ve 3. Washington, DC: US Government Printing Office, 1946.
Overy, Richard. The Dictators: Hitler's Germany and Stalin's Russia. New York: W.W. Norton & Company, 2004.
Speer, Albert. Inside the Third Reich: Memoirs. Çeviren Richard ve Clara Winston. New York: Macmillan, 1970.
Tooze, Adam. The Wages of Destruction: The Making and Breaking of the Nazi Economy. Londra: Allen Lane, 2006.
Waltz, Kenneth N. Theory of International Politics. Reading, Mass: Addison-Wesley Pub. Co, 1979.
Weber, Max. Economy and Society: An Outline of Interpretive Sociology. Düzenleyen Guenther Roth ve Claus Wittich. Berkeley: University of California Press, 1978.
Süleyman Öztaş
Bölgesel Analiz Topluluğu
Siyaset Bilimi Uluslararası İlişkiler
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi

Yorumlar
Yorum Gönder